24 Ağustos 2011 Çarşamba

kisa

bazen kimsenin okumayacagini
ya da anlamayacagini bilsem de
yazmayi seviyorum

ve bu simdiye kadar yazdigim en kisisel sey olabilir

30 Temmuz 2011 Cumartesi

24 Temmuz 2011 Pazar

ben artik ruyalarda yasayan kadin

cerceveye koydum tum ozlemlerimi

gitgide solarken ruhuma bastirdigim resmin

baska hallere burunuyor yoklugun

bilenen bicak misali

ve sen tanidigim en aci yalnizlik

bana bir turku soyler misin?

15 Şubat 2011 Salı

en guzel elbise

Amy Adams'in Bafta odullerinde giydigi elbiseye bayildim. Jessica Alba'ninki de guzel ancak benim favorim budur.


egoistrenkli

sabirsizligin rengi katran sarisi

huznun monet niluferleri

'ben' in rengi kan kirmizi

boyuyorum renksiz bir gogu kendimle.

10 Şubat 2011 Perşembe

karsitligin ahenginde


yalnizligin kalabaligini

basitin karmasasini

azin coklugunu

seviyorum.


2 Şubat 2011 Çarşamba

anlam-siz

anlami ararken
boslugu buldum.

bir anlamsizliktan baska bir anlamsizliga gecerken bu dunya
nasil da pervasizca uyum sagliyorsun
alisiyorsun
siniyorsun
susuyorsun
anlamsiz
biliyorsun




Olum geliyor aklima birden olum.
Bir agacin golgesine sariliyorum.

Cemal Sureya

Bazi insanlara olum yakismiyor. Hic yakismiyor hem de. Az once Defne Joy Foster'in oldugunu ogrendim ve inanamadim. Oyle hayat dolu, oyle sen sakrak. Bir arkadasim olumun hayattaki tek gerceklik oldugunu soylemisti. Hakli saniyorum. Herkesin yasam algisi, yasadigi dunya imgeleminden suzulen yansimalardan ibaret. Ve dis dunya dedigimiz sey bu yansimalarin kesismesi. Onca oznel olan su dunyada nesnel olan tek gercek var, o da olum. Yokolus, belki de yeniden varolus, bilinmezlige yapilan yolculuk. Cumleye konulan nokta. Ogeleri eksik bir cumleye bu kez.


26 Aralık 2010 Pazar

celiskili ifade

golgemde katil ayak sesleri,
takip ettikce kendime variyorum.

16 Aralık 2010 Perşembe

"je est un autre"

Bir baskasiydi o tanidim en derinden gelen sesi ve

bolunmus bir bilincle aykiri

hic tanismamisiz gibi benden once

ruyama girmis, konusmusuz oysa

bir sir vermisim, bilmedigim

bir yere goturmusum, catalli yol.

hangisini secsek bilememisiz

ilk yol. 'kalp acisi mutsuzluk'

sis yuregimizi sarmis, tam da bogulacakken acimizda bir olmusuz

kimse bir olamaz bir tanriya ait demisler

kusmusuz, kendimizi bir yapip tum birlerin otesinde

evrendeki sayilar olmusuz daha da ileri gidip

ben asal sayi olmayi sevmisim en cok.

asi sayi asil sayi asal sayi,

kendinden baskasina bolunmezmis. ve bir.

ve bolunmusum ve bes.

bes olmaktan sikilmisim. bencil. kedi olmusum. nankor muyum? ona sorun,

o agac olmaktan oyle mutluymus ki

tum aradigi huzur.

golgesinde uyumusum kim bilir kac benlik.

rimbaud'nun mezar tasi olmusum,

yalnizligina asikmis bilmezdim, kovulmusum

kendime donmusum caresiz

dusunmusum, ben bir baskasi oldukca kimler ben oldu?

o agac oldukca kim o oldu,

ya o agac, golgesi ozlemez mi onu?

cevabini uc omur bulamamisim.

13 Kasım 2010 Cumartesi

12 Ekim 2010 Salı

“dekora dönüşmüş ortamda, mekanlarda gerçekliğini yitiren, sonra aynı hakikatleri tekrar, bu kez ağır aksak aramaya meyilli bir hayatı tercih eden sözde postmodern ama kendi kuyruğunu ısıran balıklar olduk! Sahte zevk deryasının “meraksız” balıkları olmak da var, sayıları hiç de az değil. Ama bu naçiz ten der ki, kendiniz için de olsa bir şey yapın, böyle bir şey kaldıysa, yeter ki umutsuz olmayın, öyküleriniz, şiirleriniz, resimleriniz, kağıt cinsinden söz kaleleriniz, o en kutsal yapraklar, kitaplarınız, dergileriniz gür bir nehir gibi aksın daima, sözün, yazının kutsaniyeti adına. Bilmeliyiz, yara, görünmeyen tuhaf yaz(g)ının ruhunda açılmış. Dert de sizsiniz derman da.”

jm

9 Ekim 2010 Cumartesi

10.10.10

do something for the future
let's move let's move
let's walk
for the future.

www.350.org
www.350hemensimdi.org

15 Eylül 2010 Çarşamba

iki yabanci

http://fizy.com/#s/1lugw6

bu sarki bana cok dokunuyor.

maria puder olmak

"dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki. kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini farketmemek için kör olmak lazım. herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. kendilerini daima bir avci, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçemiyorlar. bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek. biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz. ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."

....

"... insan, bilhassa kadın ve erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. ben bunu istemiyorum. beni yüzde yüz doyurmayan, bana tam manasıyla lüzumlu görünmeyen şeyleri yapmak, beni kendi gözlerimde küçültüyor. bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu. neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakkum, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor? bunun üzerinde çok düşündüm. acaba bende anormal bir taraf mı var? dedim. hayır, bilakis belki diğer kadınlardan daha normal olduğum için böyle düşünüyorum. çünkü hayatım, sırf bir tesadüf eseri olarak, diğer kadınları mukadderatlarını tabii görmeye alıştıran tesirlerden uzak geçti. babam, ben daha küçükken öldü. evde annemle ikimiz kaldık. annem, tabi olmaya, itaat etmeye alışmış olan kadınlığın adeta bir timsali idi. hayatta yalnız yürümek itiyadını kaybetmiş, daha doğrusu bu itiyadı asla kazanmamıştı. yedi yaşında olduğum halde onu ben idare etmeye başladım. ona ben metanet tavsiye ettim, akıl öğrettim, destek oldum. böylece erkek tahakkümü görmeden, yani tabii olarak büyüdüm. mektepte kız arkadaşlarımın miskinliği, emelleri beni daime tiksindirdi. hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti. kız arkadaşlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu. erkeklerle de arkadaş olamadım. aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler. o zaman erkek azminin ve kuvvetinin ne olduğunu gayet iyi anladım; dünyada hiçbir mahluk bu kadar kolay muvaffakiyetler peşinde koşmaz ve hiçbir mahluk bir erkek kadar hodbin, kendini beğenmiş ve kibirli, fakat aynı zamanda korkak ve rahatına düşkün değildir. bir kere bunları farkettikten sonra erkekleri sahiden sevebilmem imkansızdı. en hoşuma giden ve birçok hususlarda bana yakın olan adamların bile, küçük vesilelerle, bu kurt dişlerini göserdiklerini; her ikimize aynı derecede zevk veren beraberliklerden sonra, özür dilemeye, himaye etmeye çalışan, fakat aynı zamanda herhangi bir şekilde muzaffer olduğunu zanneden ahmakça bakışlarla yanıma sokulduklarını gördüm. halbuki acınacak halde olan, zavallılıkları meydana çıkan onlardı. hiçbir kadın, ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz. buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır."

kurk mantolu madonna'dan

bana 2 ressam adi sayabilir misin a abidin?

(Kucuk bir sahil sehrinde yine kucuk bir barin arka bahcesinde esas olmayan kiz taburesinde birasini yudumlarken etrafi seyretmekte ve yas ortalamasinin ne kadar da kuculdugune hayret etmektedir. Karsidan gelen beyaz tisortlu kollari garip dovmeli oglan kibirli bir edayla yaklasir.)

Kibirli oglan: Ne yaptin simdiye kadar bu hayatta?

Esas olmayan kiz: Nasil yani?

Kibirli oglan: Kendin icin ne yaptin yani?

(Esas olmayan kiz dumura ugrar. Cami onlerinde yazan 'bugun allah icin ne yaptin' mottosuna gider akli ve gulumser.)

Esas olmayan kiz: Okuyorum. Muhendis cikacam ben. yakinda.

Kibirli oglan: Bitirince ne yapmak istiyosun peki?

Esas olmayan kiz: Cevreyle ilgili iyi bir seyler yapmak istiyorum. Yenilenebilir enerji konusu olabilir mesela.

Kibirli oglan: Baska ne yaptin hayatinda simdiye kadar ?

Esas olmayan kiz: Ne biliyim. Tiyatroyla ugrastim bi ara. Yamac parasutu yaptim, sorf, yelken yaptim. Sen ne yaptin bana soruyosun da?

Kibirli oglan: Senin yaptiklarin da is mi heheyt resim okuyorum lan ben, sanatciyim, aydinim, entelektuelim. Bir ara atolyeme gel de neler yaptigimi gostereyim.

Esas olmayan kiz: Ben de siir yaziyorum arada. olma mi?

(Kibirli oglan ezdigini sandigi esas olmayan kiza 'sen bir boceksin. hem de betersin.' bakisi atarak uzaklasir.)

Kibirli oglan: Benim seviyeme ulasabilirsen bir gun konusuruz bu konulari.

(Kibirli oglan lafi koyup uzaklasirken esas olmayan kiz seslenir ve yanina cagirir.)

Esas olmayan kiz: Sana iki sey sorucam birincisi resim okuyorsun diye kendini uber entelektuel mi saniyorsun. ikincisi sen benim seviyemi nereden biliyorsun?
-Ve esas cumle gelir.-

Kibirli oglan: Bana 2 ressam ismi sayabilir misin ha sayabilir misin?

(Esas olmayan kiz daha da dumura ugrar ve aklina gelen iki unlu ressamin ismini soyleyiverir.Hih ben demistim edasinda sinsi sinsi siritan cocuk durumdan pek hosnut kalir ve esas olmayan kizin simdiye kadar hic duymadigi -muhtemelen sanat tarihi okumamis cogu insanin da bilmedigi-bir ressam hakkinda neler bildigini sorar. Hayati bir sidik yarisindan ibaret sanan bu zavalliya soyleyecek bir seyi olmadigini anlayan esas olmayan kiz onun cok entelektuel oldugunu kabul ettigini soyler ve arkadaslariyla gozden kaybolur. Arkada kendi arkadaslarinin zar zor zaptedebildigi kibirli oglan ' Tabi ki ben daha entelektuelim ulan, dunku cocuk benimle asik atmaya calisiyor' tarzinda soylenmektedir.)


Dipnot:

Olaylar ve kisiler gercek olabilir.
Olaylar ve kisiler kurmaca olabilir.
Olaylar gercek, kisiler kurmaca olabilir.
Olaylar kurmaca, kisiler gercek olabilir.
Olaylar ve kisiler gercek, kendilerini gercek ustu saniyor olabilirler.
Olaylar ve kisiler kurmaca ancak kendilerini gercek saniyor olabilirler.

ya da olaylar ve kisiler gercek fekat bendeniz konusmalari biraz degistirmis olabilirim. affola.

10 Eylül 2010 Cuma

bir agit icin julia

moderni aldim julia'nin en ortasina
bicakladim
saydam sivi dokuldu bacaklarindan usul ve yapis
kimse sustu,
kapi dilini yutmus ardindan, kapandi
modernin otesi iki kere kormus oysa.

julia iceride kaldi, julia iceride..
hey, dublinli duymuyor musun?
'she was never born properly.'
diye bagiriyor jung elini sallarken
modernin otesindeki tam olarak dogmamis tum kadinlara selam olsun
cunku ancak bir erkek bir kadini iki kere dogurabilirmis.

julia tam olarak dogmamis gecmisinde kilitli
ozgur olduklari yanilgisina kapilan tum kadinlardan farki ne?
cam fanus her hayati sinirlandiriyor farkli katmanlarda
oysa godot yu beklemenin turlu yontemleri
oldugunu bilseydi,
cam tuz buz.
julia agliyor
simdiki zamana gec kalacak, saati bir yuzyil geri
ayrik-akil dunyada kimse gecmisinde yaslanmaz.

julia sagir, julia dilsiz, julia kor
julia boyun egdi
ancak boyle tukenirmis gunler orumcek aglariyla orulu bu kohne yerde
gunun isidigini gormezsen, sesleriyle oyalanmazsan
dogacak olanin digerlerinden farki var midir?
tum umutlar yiter ve geride sonsuz bir bosluk

postmodern dunyaya dogan her gun sizofrendir.

09.09.10

2 Eylül 2010 Perşembe

dream within a dream


rüya mı gerçek mi olduğunu çıkaramadığım bazı anlar var.

mesela dün aklıma geldi bir tanesi ; denizde bir arkadaşımla adam brody den konuşuyorduk.
çok önemli bir konu değil aslında unutayım gitsin. zaten poe amca da demez mi,

'all that we see or seem, but a dream within a dream.'
poe amcayı çok severim. biraz genellersem zeki insanları çok severim. zeki ve enteresan
insanları daha da çok severim. zeki, enteresan ve anlatacak hikayesi olan insanları pek daha çok
severim.
rüya demişken bir itirafım var, inception'ı daha izlemedim. her ortamda onun bahsi açılıp hiç bir
yorumda bulunamamak bana çok koyuyor. ancak beklentilerim çok yükseldi, umarım hayallerim
kırılıp dökülmez.

17 Ağustos 2010 Salı

put on your keaask

Sene:2000 li yillardan cok da muhim olmayan bir yil.
Mekan:Tekirdag Ucmakdere.
Esas oglan: Eksceynce gelmis bir oglan. lakabi 'bal dudak'(bd) ama bu konuya hic girmiycem.
Esas kiz: Nacizane ben.

Olay: Efenim tam tarihini hatirlayamadigim guzel bir gunde icimizdeki ucma hevesini bastiramamis ve Havacilik Kulubucenek Tekirdag yollarina dusmustuk. Nasil oldugunu tam anlayamadigim sekilde muhabbete basladigimiz bd ile yolboyu epey egleniyorduk. Zira aramizda komik diyaloglar gecmiyor degildi. Hani herkesin omrunun bir aninda dile getirdigi o kutsal cumle kafamda deli fisek gibi donuyor, donuyordu.
'Anliyorum ama konusamiyorum!.' Bir konussam neler olacakti kimbilir. Efendim konuyu sapitmayayim tepeye geldik sonunda. Baslangiclari teker teker ucuruyorduk, bu sirada da biz eskiler onlarin kusanmalarina yardimci oluyorduk. Sira bd ye geldi. Ben hemen atildim tabi yardimci olmak icin. Kusandiriyorum, her sey iyi guzel ve hos. Derken o tarihe gecmis talihsiz cumle cikiverdi iki dudagimin arasindan:

"Put on your kesk!"

Cocuk mal mal yuzume bakiyor, bense ne oldugunu anlayamiyordum. Kask kelimesi dilimize Latin dillerinden gecmistir diye dusunup biraz yayvan soyleyince anlar umuduyla kurmustum cumlemi. Telaffuzumdan oturu anlayamadigini sanip aksanima hafif Amerikanvari bir hava katayim dedim ve agzimdan daha da talihsiz bir cumle can havliyle firladi:

"Put on your keeaaask!"

Cocuk bir mal ifadeden baska bir mal ifadeye burunuyor ama gozunde anladigina dair en ufak bir isilti secilmiyordu. O an "N'oluyo lan, yanlis bir sey soyledim." diye gecirmisimdir icimden. Gecirmemis de olabilirim, ama siz gecirdim farzedin. Derken o kahrolasi kelime kulaklarimda cinlamaya basladi:

"Helmet! Helmet! Helmet!"

Helmit ne lan dedim, ingilizce tinisi bile yok. Halbuki keaask kulaga ne kadar ingilizce ne kadar asil geliyor. Nerden geldi lan bu kask dilimize. Ingilizce tinili ama ingilizceden gelmeyen tum kelimelere lanetler okudum. Bunlari dilimize geciren adamlara da kustum. Sinirim gecip icimdeki benle konusmayi biraktigimda etrafimdakilerin kahkahalari kulaklarimda cinliyordu. -Esra,su anda kiskis guluyorsun, biliyorum:) - Ve bu ani ne zaman aklima gelse ben de kahkaha atmaktan kendimi alamiyorum.