26 Aralık 2010 Pazar

celiskili ifade

golgemde katil ayak sesleri,
takip ettikce kendime variyorum.

16 Aralık 2010 Perşembe

"je est un autre"

Bir baskasiydi o tanidim en derinden gelen sesi ve

bolunmus bir bilincle aykiri

hic tanismamisiz gibi benden once

ruyama girmis, konusmusuz oysa

bir sir vermisim, bilmedigim

bir yere goturmusum, catalli yol.

hangisini secsek bilememisiz

ilk yol. 'kalp acisi mutsuzluk'

sis yuregimizi sarmis, tam da bogulacakken acimizda bir olmusuz

kimse bir olamaz bir tanriya ait demisler

kusmusuz, kendimizi bir yapip tum birlerin otesinde

evrendeki sayilar olmusuz daha da ileri gidip

ben asal sayi olmayi sevmisim en cok.

asi sayi asil sayi asal sayi,

kendinden baskasina bolunmezmis. ve bir.

ve bolunmusum ve bes.

bes olmaktan sikilmisim. bencil. kedi olmusum. nankor muyum? ona sorun,

o agac olmaktan oyle mutluymus ki

tum aradigi huzur.

golgesinde uyumusum kim bilir kac benlik.

rimbaud'nun mezar tasi olmusum,

yalnizligina asikmis bilmezdim, kovulmusum

kendime donmusum caresiz

dusunmusum, ben bir baskasi oldukca kimler ben oldu?

o agac oldukca kim o oldu,

ya o agac, golgesi ozlemez mi onu?

cevabini uc omur bulamamisim.

13 Kasım 2010 Cumartesi

12 Ekim 2010 Salı

“dekora dönüşmüş ortamda, mekanlarda gerçekliğini yitiren, sonra aynı hakikatleri tekrar, bu kez ağır aksak aramaya meyilli bir hayatı tercih eden sözde postmodern ama kendi kuyruğunu ısıran balıklar olduk! Sahte zevk deryasının “meraksız” balıkları olmak da var, sayıları hiç de az değil. Ama bu naçiz ten der ki, kendiniz için de olsa bir şey yapın, böyle bir şey kaldıysa, yeter ki umutsuz olmayın, öyküleriniz, şiirleriniz, resimleriniz, kağıt cinsinden söz kaleleriniz, o en kutsal yapraklar, kitaplarınız, dergileriniz gür bir nehir gibi aksın daima, sözün, yazının kutsaniyeti adına. Bilmeliyiz, yara, görünmeyen tuhaf yaz(g)ının ruhunda açılmış. Dert de sizsiniz derman da.”

jm

9 Ekim 2010 Cumartesi

10.10.10

do something for the future
let's move let's move
let's walk
for the future.

www.350.org
www.350hemensimdi.org

15 Eylül 2010 Çarşamba

iki yabanci

http://fizy.com/#s/1lugw6

bu sarki bana cok dokunuyor.

maria puder olmak

"dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki. kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini farketmemek için kör olmak lazım. herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. kendilerini daima bir avci, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçemiyorlar. bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek. biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz. ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."

....

"... insan, bilhassa kadın ve erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. ben bunu istemiyorum. beni yüzde yüz doyurmayan, bana tam manasıyla lüzumlu görünmeyen şeyleri yapmak, beni kendi gözlerimde küçültüyor. bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu. neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakkum, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor? bunun üzerinde çok düşündüm. acaba bende anormal bir taraf mı var? dedim. hayır, bilakis belki diğer kadınlardan daha normal olduğum için böyle düşünüyorum. çünkü hayatım, sırf bir tesadüf eseri olarak, diğer kadınları mukadderatlarını tabii görmeye alıştıran tesirlerden uzak geçti. babam, ben daha küçükken öldü. evde annemle ikimiz kaldık. annem, tabi olmaya, itaat etmeye alışmış olan kadınlığın adeta bir timsali idi. hayatta yalnız yürümek itiyadını kaybetmiş, daha doğrusu bu itiyadı asla kazanmamıştı. yedi yaşında olduğum halde onu ben idare etmeye başladım. ona ben metanet tavsiye ettim, akıl öğrettim, destek oldum. böylece erkek tahakkümü görmeden, yani tabii olarak büyüdüm. mektepte kız arkadaşlarımın miskinliği, emelleri beni daime tiksindirdi. hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti. kız arkadaşlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu. erkeklerle de arkadaş olamadım. aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler. o zaman erkek azminin ve kuvvetinin ne olduğunu gayet iyi anladım; dünyada hiçbir mahluk bu kadar kolay muvaffakiyetler peşinde koşmaz ve hiçbir mahluk bir erkek kadar hodbin, kendini beğenmiş ve kibirli, fakat aynı zamanda korkak ve rahatına düşkün değildir. bir kere bunları farkettikten sonra erkekleri sahiden sevebilmem imkansızdı. en hoşuma giden ve birçok hususlarda bana yakın olan adamların bile, küçük vesilelerle, bu kurt dişlerini göserdiklerini; her ikimize aynı derecede zevk veren beraberliklerden sonra, özür dilemeye, himaye etmeye çalışan, fakat aynı zamanda herhangi bir şekilde muzaffer olduğunu zanneden ahmakça bakışlarla yanıma sokulduklarını gördüm. halbuki acınacak halde olan, zavallılıkları meydana çıkan onlardı. hiçbir kadın, ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz. buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır."

kurk mantolu madonna'dan