"Bunu da mi yaptin, yok artik !!" diyeceklerine eminim beni taniyan insanlarin, zira son 2-3 senedir denemedigim ugras, girmedigim kulup ortami pek kalmadi gibi. Peki blog yazma fikri nereden aklina geldi be deli insan dediginizi duyar gibi oldum. "Julie & Julia" adindaki pek 'leziz' film sayesinde. Izlemeyenleriniz icin ozetlemem gerekirse gercek bir hikayeye dayanan filmde Merly Streep, hayatta aradigini bir turlu bulamayan, bir cok seye el atan fakat devamini getiremeyen, hafif hiperaktif , neseli ve oldukca sakar Julia Child rolunde. Bu kadincagiz yillar sonra yemek yapmanin hayatinin anlami oldugunu kesfediyor ve tum sakarligina ragmen 70 li yillarda usta bir asci olup cikiyor. Paralel evrende ise Julie hayatinin monotonlugundan sikayetci, ciddi bir bunalimin esigindeyken Julia' ya tutunuyor ve yemek yapma aski farkli zamanlarda yasayan bu iki kadini baska bir boyutta bir araya getiriyor. En genel anlamda Julie'nin Julia'nin yemek tariflerini yazdigi bir blogu acma seruvenini isleyen film insanin yuzune kocaman bir gulumseyis kondururken benim gibilerin kafasina da 'Blogacblogacblogac' diye bas bas bagiran bir bit yenigi dusurmeyi basariyor ve bence amacina da fazlasiyla ulasiyor. Cakma film elestirmeni tadinda sacma bir konusma yaptiktan sonra blogumda yemek tarifi vermeyecegimi simdiden belirtmek isterim. 'Ne yapacaksin o zaman, neden yaziyorsun?' dediniz simdi de duydum. Orhan Pamuk'un Nobel konusmasini alintilamak istedim, pek icten pek naif anlatmis;
"İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum."
Iste boyle sevgili blogseverler.. Batarken gunes ardinda tepelerin, geldi veda zamani yollari catallanan guncenin..
kızııım bu filmi izlediğimde aynı hissiyatı senle paylaşmış olsam da benim üşengeçliğim ve umursamalığım ağır bastı yapmadım, sen iyi ki yapmışsın.
YanıtlaSilgeç farkettim ama çok beğendim eline sağlık :D