26 Aralık 2010 Pazar
16 Aralık 2010 Perşembe
"je est un autre"
13 Kasım 2010 Cumartesi
12 Ekim 2010 Salı
jm
9 Ekim 2010 Cumartesi
10.10.10
let's move let's move
let's walk
for the future.
www.350.org
www.350hemensimdi.org
15 Eylül 2010 Çarşamba
maria puder olmak
....
"... insan, bilhassa kadın ve erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. ben bunu istemiyorum. beni yüzde yüz doyurmayan, bana tam manasıyla lüzumlu görünmeyen şeyleri yapmak, beni kendi gözlerimde küçültüyor. bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu. neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakkum, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor? bunun üzerinde çok düşündüm. acaba bende anormal bir taraf mı var? dedim. hayır, bilakis belki diğer kadınlardan daha normal olduğum için böyle düşünüyorum. çünkü hayatım, sırf bir tesadüf eseri olarak, diğer kadınları mukadderatlarını tabii görmeye alıştıran tesirlerden uzak geçti. babam, ben daha küçükken öldü. evde annemle ikimiz kaldık. annem, tabi olmaya, itaat etmeye alışmış olan kadınlığın adeta bir timsali idi. hayatta yalnız yürümek itiyadını kaybetmiş, daha doğrusu bu itiyadı asla kazanmamıştı. yedi yaşında olduğum halde onu ben idare etmeye başladım. ona ben metanet tavsiye ettim, akıl öğrettim, destek oldum. böylece erkek tahakkümü görmeden, yani tabii olarak büyüdüm. mektepte kız arkadaşlarımın miskinliği, emelleri beni daime tiksindirdi. hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti. kız arkadaşlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu. erkeklerle de arkadaş olamadım. aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler. o zaman erkek azminin ve kuvvetinin ne olduğunu gayet iyi anladım; dünyada hiçbir mahluk bu kadar kolay muvaffakiyetler peşinde koşmaz ve hiçbir mahluk bir erkek kadar hodbin, kendini beğenmiş ve kibirli, fakat aynı zamanda korkak ve rahatına düşkün değildir. bir kere bunları farkettikten sonra erkekleri sahiden sevebilmem imkansızdı. en hoşuma giden ve birçok hususlarda bana yakın olan adamların bile, küçük vesilelerle, bu kurt dişlerini göserdiklerini; her ikimize aynı derecede zevk veren beraberliklerden sonra, özür dilemeye, himaye etmeye çalışan, fakat aynı zamanda herhangi bir şekilde muzaffer olduğunu zanneden ahmakça bakışlarla yanıma sokulduklarını gördüm. halbuki acınacak halde olan, zavallılıkları meydana çıkan onlardı. hiçbir kadın, ihtiras halindeki bir erkek kadar aciz ve gülünç olamaz. buna rağmen bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır."
kurk mantolu madonna'dan
bana 2 ressam adi sayabilir misin a abidin?
Kibirli oglan: Ne yaptin simdiye kadar bu hayatta?
Esas olmayan kiz: Nasil yani?
Kibirli oglan: Kendin icin ne yaptin yani?
(Esas olmayan kiz dumura ugrar. Cami onlerinde yazan 'bugun allah icin ne yaptin' mottosuna gider akli ve gulumser.)
Esas olmayan kiz: Okuyorum. Muhendis cikacam ben. yakinda.
Kibirli oglan: Bitirince ne yapmak istiyosun peki?
Esas olmayan kiz: Cevreyle ilgili iyi bir seyler yapmak istiyorum. Yenilenebilir enerji konusu olabilir mesela.
Kibirli oglan: Baska ne yaptin hayatinda simdiye kadar ?
Esas olmayan kiz: Ne biliyim. Tiyatroyla ugrastim bi ara. Yamac parasutu yaptim, sorf, yelken yaptim. Sen ne yaptin bana soruyosun da?
Kibirli oglan: Senin yaptiklarin da is mi heheyt resim okuyorum lan ben, sanatciyim, aydinim, entelektuelim. Bir ara atolyeme gel de neler yaptigimi gostereyim.
Esas olmayan kiz: Ben de siir yaziyorum arada. olma mi?
(Kibirli oglan ezdigini sandigi esas olmayan kiza 'sen bir boceksin. hem de betersin.' bakisi atarak uzaklasir.)
Kibirli oglan: Benim seviyeme ulasabilirsen bir gun konusuruz bu konulari.
(Kibirli oglan lafi koyup uzaklasirken esas olmayan kiz seslenir ve yanina cagirir.)
Esas olmayan kiz: Sana iki sey sorucam birincisi resim okuyorsun diye kendini uber entelektuel mi saniyorsun. ikincisi sen benim seviyemi nereden biliyorsun?
-Ve esas cumle gelir.-
Kibirli oglan: Bana 2 ressam ismi sayabilir misin ha sayabilir misin?
(Esas olmayan kiz daha da dumura ugrar ve aklina gelen iki unlu ressamin ismini soyleyiverir.Hih ben demistim edasinda sinsi sinsi siritan cocuk durumdan pek hosnut kalir ve esas olmayan kizin simdiye kadar hic duymadigi -muhtemelen sanat tarihi okumamis cogu insanin da bilmedigi-bir ressam hakkinda neler bildigini sorar. Hayati bir sidik yarisindan ibaret sanan bu zavalliya soyleyecek bir seyi olmadigini anlayan esas olmayan kiz onun cok entelektuel oldugunu kabul ettigini soyler ve arkadaslariyla gozden kaybolur. Arkada kendi arkadaslarinin zar zor zaptedebildigi kibirli oglan ' Tabi ki ben daha entelektuelim ulan, dunku cocuk benimle asik atmaya calisiyor' tarzinda soylenmektedir.)
Dipnot:
Olaylar ve kisiler gercek olabilir.
Olaylar ve kisiler kurmaca olabilir.
Olaylar gercek, kisiler kurmaca olabilir.
Olaylar kurmaca, kisiler gercek olabilir.
Olaylar ve kisiler gercek, kendilerini gercek ustu saniyor olabilirler.
Olaylar ve kisiler kurmaca ancak kendilerini gercek saniyor olabilirler.
ya da olaylar ve kisiler gercek fekat bendeniz konusmalari biraz degistirmis olabilirim. affola.
10 Eylül 2010 Cuma
bir agit icin julia
bicakladim
saydam sivi dokuldu bacaklarindan usul ve yapis
kimse sustu,
kapi dilini yutmus ardindan, kapandi
modernin otesi iki kere kormus oysa.
julia iceride kaldi, julia iceride..
hey, dublinli duymuyor musun?
'she was never born properly.'
diye bagiriyor jung elini sallarken
modernin otesindeki tam olarak dogmamis tum kadinlara selam olsun
cunku ancak bir erkek bir kadini iki kere dogurabilirmis.
julia tam olarak dogmamis gecmisinde kilitli
ozgur olduklari yanilgisina kapilan tum kadinlardan farki ne?
cam fanus her hayati sinirlandiriyor farkli katmanlarda
oysa godot yu beklemenin turlu yontemleri
oldugunu bilseydi,
cam tuz buz.
julia agliyor
simdiki zamana gec kalacak, saati bir yuzyil geri
ayrik-akil dunyada kimse gecmisinde yaslanmaz.
julia sagir, julia dilsiz, julia kor
julia boyun egdi
ancak boyle tukenirmis gunler orumcek aglariyla orulu bu kohne yerde
gunun isidigini gormezsen, sesleriyle oyalanmazsan
dogacak olanin digerlerinden farki var midir?
tum umutlar yiter ve geride sonsuz bir bosluk
postmodern dunyaya dogan her gun sizofrendir.
09.09.10
2 Eylül 2010 Perşembe
dream within a dream

17 Ağustos 2010 Salı
put on your keaask
Mekan:Tekirdag Ucmakdere.
Esas oglan: Eksceynce gelmis bir oglan. lakabi 'bal dudak'(bd) ama bu konuya hic girmiycem.
Esas kiz: Nacizane ben.
Olay: Efenim tam tarihini hatirlayamadigim guzel bir gunde icimizdeki ucma hevesini bastiramamis ve Havacilik Kulubucenek Tekirdag yollarina dusmustuk. Nasil oldugunu tam anlayamadigim sekilde muhabbete basladigimiz bd ile yolboyu epey egleniyorduk. Zira aramizda komik diyaloglar gecmiyor degildi. Hani herkesin omrunun bir aninda dile getirdigi o kutsal cumle kafamda deli fisek gibi donuyor, donuyordu.
'Anliyorum ama konusamiyorum!.' Bir konussam neler olacakti kimbilir. Efendim konuyu sapitmayayim tepeye geldik sonunda. Baslangiclari teker teker ucuruyorduk, bu sirada da biz eskiler onlarin kusanmalarina yardimci oluyorduk. Sira bd ye geldi. Ben hemen atildim tabi yardimci olmak icin. Kusandiriyorum, her sey iyi guzel ve hos. Derken o tarihe gecmis talihsiz cumle cikiverdi iki dudagimin arasindan:
"Put on your kesk!"
Cocuk mal mal yuzume bakiyor, bense ne oldugunu anlayamiyordum. Kask kelimesi dilimize Latin dillerinden gecmistir diye dusunup biraz yayvan soyleyince anlar umuduyla kurmustum cumlemi. Telaffuzumdan oturu anlayamadigini sanip aksanima hafif Amerikanvari bir hava katayim dedim ve agzimdan daha da talihsiz bir cumle can havliyle firladi:
"Put on your keeaaask!"
Cocuk bir mal ifadeden baska bir mal ifadeye burunuyor ama gozunde anladigina dair en ufak bir isilti secilmiyordu. O an "N'oluyo lan, yanlis bir sey soyledim." diye gecirmisimdir icimden. Gecirmemis de olabilirim, ama siz gecirdim farzedin. Derken o kahrolasi kelime kulaklarimda cinlamaya basladi:
"Helmet! Helmet! Helmet!"
Helmit ne lan dedim, ingilizce tinisi bile yok. Halbuki keaask kulaga ne kadar ingilizce ne kadar asil geliyor. Nerden geldi lan bu kask dilimize. Ingilizce tinili ama ingilizceden gelmeyen tum kelimelere lanetler okudum. Bunlari dilimize geciren adamlara da kustum. Sinirim gecip icimdeki benle konusmayi biraktigimda etrafimdakilerin kahkahalari kulaklarimda cinliyordu. -Esra,su anda kiskis guluyorsun, biliyorum:) - Ve bu ani ne zaman aklima gelse ben de kahkaha atmaktan kendimi alamiyorum.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
auguries of innocence
28 Temmuz 2010 Çarşamba
dusu/ne dusu/ne bilmiyorum
iniyor merdivenlerden hafifsi,
ciplak ayakli madonna
agzinda coktan kurumus bir gul/us
ve yosun kokusu sinik
yercekimsiz sonsuza yuvarlaniyor.
kimsenin giremedigi arka bahcelerde,
kutsama toreni baslamis.
ruzgar neseli bir ilahi fisildiyor.
sarap akan cesme nerede?
olmazsa olur mu?
yeniyetme kiz cehresi,
gulusu karanfil kandan,
guzelligine methiyeler duzuyor el degmemis papatyalar,
ve gokten uc sirca soz dusuyor
biri ayagina, biri kalbine
ucuncuyu goren yok.
herkes yalnizdi ama,
boylesi yalnizlik ona mahsus.
20 Temmuz 2010 Salı
yol yola yolda yoldan
Tespit 1: Otobüs muavini olmak için gereken temel özellikler hızlı,anlaşılmaz, boğuk ve monoton konuşmak sanıyorum. Ben bugüne kadar hiçbir otobüs muavininin anonsunu anlayamadım, aradan bir kaç kelime seçip eksik parçaları kafamda birleştirdim. Bence muavinlere 'Tane tane Konuşma Sanatı' ya da '10 Adımda Etkili Anons' gibisinden eğitimler verilmeli ya da yolculara her yolculuk öncesi 'İyi mırmırmmırm yolculuk mrmrırm 6 saat mrmrrmrmm...' şeklinde uzayan konuşmanın ne anlama geldiği ayrıntılı biçimde açıklanmalı.
Tespit 2: Neden her fosur fosur uyumayı şiddetle arzuladığım yolculuklarda yanıma oturan teyze ağzını kaparsa ölmekten korkarcasına konuşup uykumun içine sıçar da,canım deli gibi sıkılıp yanımdakiyle iki konuşmak istediğimde başımı çevirip akan salyaları gören yine ben olurum? Neden ha neden ? Hayır uyuyormuş taklidi yapınca da susmuyor ki teyze, 'Hıı senin de kafanı şişirdim di mi,bak uyudun şıpp diye' şeklinde sitemvari cümlelerle beni tekrar muhabbetinin kölesi yapıyor. Çok kızıyorum böyle anlarda.
Tespit 3: Çok sık olmasa da otobüste yanına oturan kafa dengi insanlarla her şeyi konuşursun da isim sormak kimsenin aklına gelmez. Yolculuk sonunda yanındaki insanın çayı kaç şekerli içtiğinden tut son ayrıldığı sevgilisinin ayak numarasına kadar her şeyini bilirsin de,ona hitap ederken ne diyeceğini bilemez kıvranır durursun. Böyle durumlarda o kişiye en yakışan ismin ne olduğunu düşünürüm. Eğer şanslıysam yolculuğun herhangi bir yerinde ismini öğrenirim de tahminimde yanılmış olsam da artık hitap edebileceğimi düşünerek içimi mavi bir huzur kaplayıverir. Yok eğer öğrenememişsem isminin benim uydurduğum isim olduğuna kendimi inandırıveririm. Bir daha hiç görüşmeyeceğimiz neredeyse kesin olsa da kadın giderken ' Tanıştığıma çok memnun oldum,görüşürüz' demeyi ihmal etmez ve iyi bir otobüs arkadaşının son vazifesini harfiyen yerine getirir. Ben de her defasında içimden bir dahakine isim sormayı unutmamayı öğütlerim. Nafile, bu böyle döngü halinde devinir gider.
Son olarak da özellikle gece yolculuğu yaparken uyumaktan çok korkuyorum. Saçma gelecek belki ama sanki ben gözümü kapayınca şoför de uyuyacakmış gibi hissediyorum ve elimden geldiğince pürdikkat yolu izliyorum. Bir tek ben mi böyle hissediyorum?
16 Temmuz 2010 Cuma
grey gardens

on the road

hız yolun zamana bölünmüş halidir.
ivme ve sürtünme katsayısı bizi ilgilendirmez.
yolda olmak bir hıza sahip olmayı gerektirir.
aksi durumda yol durmaktır.
durmak sıkıcıdır.
yolda durmak yolda olmak anlamına gelmez.
yolda durmak,yolda durmak anlamına gelir.
yolun bittiği yerde durulmaz.
ya önce durulur ya durulmaz.
bazen yolun kenarından renksiz duru sular akar.
o sularda balık da vardır.
yolun yardığı tepelerin biri yeşil toprak diğeri bej olabilir.
ama sana öyle gelebilir.
ayrıca yol bitmez.
o labirentin duvarıdır.
26 Haziran 2010 Cumartesi
depresyonal manifesto
murakami
11 Haziran 2010 Cuma
panteist sayiklamalar
narkissosa benzer de alamaz kendini aynalardan
tanri sanar kendini, dogaya soz gecirmeye kalkar
tuzak kurar pana, asar keci bacaklarindan
ya o guzelim nymphelere ne demeli ?
nehirde yikanan, dalgin bakisli
saclari sonsuza uzar.
insan dedigin bir zavalli yaratik
gozunu dogaya kapar
ve uyanir nymphelerin aci cigligiyla
-onlar- ki
guzel olmaktan baska suclari yok.
insan dedigin bir garip ucube
icinde hep bir seyler eksik
arar arar da ne oldugunu bulamaz
yanasmak icin bulmaya
uzaklasir dogadan, kendinden.
ve neden sonra doner tekrardan
yorgun ve tukenmis
bakmayi unuttugu o yere
simdi arar durur pani
kral minosun labirentinde.
7 Haziran 2010 Pazartesi
6 Haziran 2010 Pazar
bazilari hic delirmez

ben bazen koltugun arkasinda
3-4 gun boyunca yattigim olur
orda bulurlar beni
melaikeymis derler
sonra girtlagimdan asagi
sarap dokup
gogsumu ovarlar
yag serperler uzerime
sonra kukreyerek kalkarim
atip tutar,kopururum
onlara ve evrene kufur eder
bahceye kadar kovalarim
sonra kendimi cok iyi hisseder
tost ve yumurtanin basina otururum
bir sarki mirildanip
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazilari hic delirmez
ne korkunc bir hayat suruyorlardir
allah bilir
charles bukowski
5 Haziran 2010 Cumartesi
4 Haziran 2010 Cuma
iki kalp
birbirine uzanmis ve zaman zaman
ancak parmak uclariyla degebilen
iki kol.
merdivenlerin oraya kosuyorum,
beklemek govde gosterisi zamanin;
cok erken gelmisim seni bulamiyorum,
bir seyin provasi yapiliyor sanki.
kuslar toplanmis gocuyorlar
keske yalniz bunun icin sevseydim seni.
Cemal Sureya
2 Haziran 2010 Çarşamba
astral seyahate ciktim donucem
1.Dilini bilmedigim ulkelerde kocaman gozlukler takip sipidik terliklerle gezmek istiyorum. 30 Mayıs 2010 Pazar
requiem
tutamadim.
gitme dedim,
durduramadim.
sen bir kere gittin ,
ben her gece geliyorum ardindan.
26 Mayıs 2010 Çarşamba
bir hikayecik denemecigi
07:39 A.M
Komodinin uzerindeki saat duzenli araliklarla 3 defa caldi. Kadin ancak sonuncusunda bir kabustan uyanircasina firladi yataktan.
“Allah kahretsin! Yine gec kaldim.”
Geceligini apar topar cikarip odanin bir kosesine firlatti. Boy aynasinda ayva gobeginin gittikce belirginlestigini farkedip cani sikilir gibi olsa da, ise gec kaliyor olmasindan oturu bu onemsiz sayilabilecek sikintiyi daha genis bir zamanda dusunmek uzere aklinin not defterine kaydetti.
Gardroptan eline gecirdigi ilk etekligi uzerine gecirip, ona uygun bir ust aramaya koyuldu. Savas alanini andiran dolapta aradigini bulmanin imkansiz oldugunu dusunmus olacak ki, onceki gun cikarip koltugun arkasina uzattigi siyah pantolonla ucuk pembe gomlegi giymeye karar verdi.
Telasla banyoya kostu. Yuzunu yikamak icin lavaboya egildiginde farkettigi , cikmakla cikmamak arasinda kalmis kas tellerini kokunden yolmak icin siddetli bir istek duydu. Fakat bir an bu istegi bastirip ani bir hareketle cimbiza uzandi. Kolu sert bir cisme carpmanin etkisiyle havada asili kaldi. Aslinda saniyenin onda biri suresinde gerceklesen bu olay kadinin algisiyla oyle uzun surdu ki, kadin ise en azindan yarim saat geciktigine dair yemin edebilirdi. Yere dusen camin seffaf ve gurultucu sesiyle zaman algisi normale donen kadin cikmakta olan kaslarini coktan unutmus sekilde kufurler savurarak gundelik makyajini alelade de olsa yapmaya koyuldu.
Siyah pardesusunu ve topuklu ruganlarini aldigi gibi kapiya kosturdu. Evden cikarken kol saatine bakmasiyla yuregi agzina geldi. Saati 8:25’i gosteriyordu ki bu ise simdiden 10 dakika gec kalmis olmasi demekti. Aglamakli bir sekilde asansore yoneldiginde gecen gun saatini bilincli sekilde 20 dakika ileriye almis oldugunu hatirladi ve icini ofkeyle karisik bir ferahlik kapladi. 10 dakikada neler yapilmazdi ki! Gecen hafta cikmaya basladigi adamla sevismeleri neredeyse 10 dakika surmustu mesela. On sevismenin hikmetlerinden bihaber adam direk ise koyulunca kadin sinirlenmis, uzerinde ayin yapiyormuscasina garip sesler cikaran adama inat basucundaki saatinin tiktaklarina odaklanmis ve nihayetinde 599. Tik i saydigi anda,adam adeta bir aslan gibi kukreyerek yanina yigilmisti. Ve tak! Kadin bundan sonrasini saymamis olsa da saatin kaydettigi uzere 601. Tik’te uykuya dalan adam, 856. Tak’ta kizilderelilerce esir alinmis. Bundan 3 Tak sonra kadinin ipleri kemirmesi sayesinde ellerinden kurtulan adam kadini orada unutup -unuttugunu da unutup-milli mac oncesinde soyunma kabininde teknik direktorden son tuyolari alirken takim arkadaslarinin maymunlardan olusuyor olmasini hic mi hic garipsemiyormus . 1255. Tik’te maymun sandigi takim arkadaslarindan birinin kadin oldugunu farkeden adam ona dogru kosarken sahaya atilan bir sallanan sandalyeye takilip uzay bosluguna dustugu sirada sortunun astarinda zor gunler icin sakladigi semsiyeyi bulmasindan oturudur mu bilinmez mutluluktan sarhosmus. Tam da bu esnada kotu bir ruyadan uyanan kadin saate bakmak suretiyle kayit tusuna dokundugundan- kayit tusu oldugundan habersiz muhakkak-saat bundan otesini kaydedememis.
Kadin apartmanin dis kapisindan ciktigi sirada kapici kadinin onunu keserek gecikmis aidati odemesi gerektigini, aksi takdirde apartman yoneticisinin hakkinda sorusturma acma hakki bulundugunu bir baro avukati edasiyla soyleyip- kapicinin ajan oldugunu dusunmuyor degil-, kadinin zaten kisitli olan 8.5 dakikasindan 1.5 dakikasini hunharca somurdu.
Sinirden iyice kopuren kadin kapicidan bir an once kurtulma istegiyle asfalta dogru adimini atti.
07:39 A.M
Karisinin cigliklariyla uyanan adamin nerede oldugunun ayirdina varmasi icin 32 saniye gecmesi gerekti. Karisinin dogum sancisi cektigini ise ancak okkali bir tokatin beraberinde gelen “DOGURUYORUM”
feryadi ile algilayabildi. Oyle ya bundan 8 ay 25 gun 18 saat 23 dakika ve 54 saniye once yorganin altinda bir isler ceviriyorlardi- saatlerinin kayit tusunu acik unuttuklarindan habersiz tabi-.
Alelacele uzerine ne bulduysa geciren adam karisinin firfirli gomlegini giymeye calistigini farketse de zaman kaybetmemek adina cikarmaya tenezzul etmedi ve karisini bir an once hastaneye yetistirmek icin kucaklamaya giristi.
En son evlendikleri gun kucagina almis olacak ki, gecen zaman icinde bir hayli agirlasan karisini-siz hamileligine de yorabilirsiniz- az daha dusuruyordu adam. Simdi aci feryadina korku da karisan kadin ambulans kornasina benzer sesler cikartarak kimbilir belki de adama ambulans cagirmasini ima ediyordu. Normal zamanda dahi pek yuksek sayilmayan algisi panikten iyice yerin dibine gecmis olan adam ambulans cagirmadi hic kuskusuz. Onun yerine daha yaratici sayilabilecek sekilde hic tanimadigi yan komsusunun kapisini yumruklayip, 45 saniye sonunda kapida dikilen uykulu, bir o kadar da sinirli insan yarmasina derdini anlatmaya calisiyordu. “Ne istiyorsun bu saatte be adam!”-adamin gece bekcisi olup, 1 saat oncesine kadar kosedeki sarrafa dadanan hirsizlari kovaliyor oldugu gercegini bilse baska bir kapiya giderdi hic kuskusuz- Careyi kapiciyi cagirmakta bulan adam- Kapicinin ilk adinin Hizir oldugunu henuz bilmiyordu- o sirada saatine bir goz atti; 08:05.
Kapicinin yardimiyla karga tulumba arabaya tasidiklari kadinin dogum sancisindan mi yoksa koltukaltini delen tirnaklardan mi ciyak ciyak bagirdigini kimse ayirt edemedi pek tabi. Kadinin gitgide yukselen feryatlariyla gazi sonuna kadar kokleyen adam 08:07’de gecen gece soyulan sarrafin kosesini donmekteydi.
Iste ne olduysa tam o anda oldu ve dijital ekran 08:08’ e dondugu anda bir kadin arabanin onune coktan atlamisti. Aslinda saniyenin yarisinda gerceklesen bu olay, olayi goren herkese oyle uzun gelmisti ki, adam karisinin coktan dogurdugundan, karisi cocugun ismini Can koydugundan, kapici ise 2. Vardiyayi coktan bitirmis oldugundan neredeyse emindi.
Zaman algisi nedense yerinde olan kadin ise gozlerini kapamadan once saatine son bir kez -istemsizce kayit tusunu kapatarak- bakti ve 08:08 ‘i gorup yuzunde kocaman bir gulucukle zamansiz bir dunyaya yol aldi.
04.12.09/ Montreal
24 Mayıs 2010 Pazartesi
zamansizlik uzerine
zaman daraliyor
kimsenin kimseye ayiracak vakti yok
kimsenin kimseye ayiracak vakti
kimsenin kimseye ayiracak
kimsenin kimseye vakti
kimsenin kimsesi
kimse
yok.
22 Mayıs 2010 Cumartesi
normal mi ne normali?
Biralarsogukmudedimdedikinormalpekiyahavalargayetnormalislerdedimgidislerdedimhepsinormalpekiyasen,bennormalpekibiz,ikimiz?normalhalimizdedimnedesebegenirsiniznormalufffbirianlatsinbananedirbunormalufffcanimsikildiyoksabenmiyimanormal
dimdimdiridiridiridiridimdim
Beni bu kasvetli havalar mahvetti
Kasvetli havayi hic sevmem. Gun isigiyla uyanmaliyim, perdeleri asip gozume vurmali isik, uyan artik, sabah oldu demeli, anca oyle. Zira bugun oyle olmadi. Tam kalkmaya yeltendigim sirada havanin kasveti icime doldu ve beni yarida biraktigim kabusumun kollarina atti. Kabus demisken, nasil bir bilincaltim var bilmiyorum ama inanilmaz korkunc ruyalar goruyorum bu aralar. Bu sabaha karsi gordugumde bir kac arkadasimla gezerken bir adam tarafindan kacirildik mesela. Adam bizi organik meyve yetistiriciligi konusunda sorguya cekiyordu. Konu sanirim karpuzdu. Sonra eline nester aldi ve isaret parmagimi kesmeye yeltendi. Ruyamda ciglik cigliga bagirirken bilincim devreye girdi ve bunun bir ruya oldugunu, biraz sonra uyanacagimi soyledi. Oyle de oldu. Halk dilinde 'karabasan' diye adlandirilan fakat yakin zamanda adinin 'uyku felci' oldugunu ogrendigim sey basima geldi. Gozlerimi actim fakat vucudumu kipirdatamadim. Kendime geldikten sonra uyku felcinin ne onemli bir sey oldugunu dusundum. Dusunsenize insanin REM ruyasinda yaptiklarini aynen yaptigini.
Neyse bu kadar ruya muhabbeti yeter. Cok uzun zamandir yazamadim kafamda bir suru bahsedecek konu var ama hangisinden baslayacagimi bilemedim. Muzdarip oldugum sorunlarin basinda bu var, cok isim oldugu zamanlarda hangisinden baslayacagimi bilemedigimden hic bir is yapamam ve mal mal zamanimi bosa harcayisimi izlerim. Bunca zamandir yazamayisimin nedeni de bu. Bircok isi birarada yurutemiyorum. Yuruten insanlara da hayranim, imreniyorum bazen icten ice cok hafif bir kiskanclik da duymuyor degilim ama hemen basimdan savuyorum bu dusunceyi. Bak yine yaptim, konuyu dagittim, ne diyecegimi unuttum. Hih hatirladim, ne hakkinda bahsedecegimi bilmedigimi soyluyordum. O zaman biraz eskilere gideyim ve Nisan sonunda bolumden iki arkadasimla gittigimiz organik ciftlikten bahsedeyim. Bu aralar pek bir populer oldu surdurulebilir yasam, yenilenebilir enerji konulari. Ben de bu konuyla ilgilenmeye yeni baslamistim,derken organik arkadasim Merve, baska bir organik arkadasim Hakan'la organik bir ciftlige gideceklerinden bahsetti. Ben de 'Oleey o zaman gel bir organik bire organik gelin beraber organikstanda gonullu olarak calisalim' dedim. Heyecanla gecen zamanin sonunda ciftligimize vardik. Canakkale yakininda Kucukkuyu'ya bagli Adatepe koyu civarinda bir ciftlik. Pek sakin, pek kafa dinlemelik. Neysecigime Erkan abi(kendisi ciftligin sahibi) bize kalacagimiz agac evi gosterdi. Agac evi gordugum anda icime bir sevinc doldu. Bunca yildir o agac evde uyuyabilmek icin yasamisimcasina sevindim- biraz abarttim evet-. Sonra bize yapacagimiz is hakkinda bilgi verdi; agac ev yapimina yardimci olmak. O an biraz dumura ugramadim degil, ciftlik deyince aklima toprak, kurek, kazma, meyve, sebze gelirdi de macun, firca, bezir yagi, kalas pek gelmezdi. Degisik bir deneyimdi. Eglenmedim diyemem. Ustabasi Mehmet Abi'nin cirkef tavirlari, -kalaslarin bizim yuzumuzden yerlerine oturmadigini dahi soyledi- bizi epey eglendirdi. Gerci ucuncu gun tahtiravalliden bir patates cuvali edasiyla dusunce belimi biraz acittigim icin insaattan mutfaga terfi ettim. Inanmasi zor ama mutfak isi cok daha stresli ve yorucu. Yemekleri yapan pek sevimli teyzemiz o gun izinde oldugundan tek basima kaldim koca mutfakta. Daha once pek yemek deneyimim olmadigi icin de epey gerildim. 10-15 kisiye yemek yapmak kolay degil haliyle. Alnimin akiyla mutfaktan ciktigimi soylesem yeter sanirim, ne yaptigim sir kalsin :)
Alternatif tatilimiz genel olarak baktigimda pek keyifli gecti. Biraz deneysel olsa dahi bir tatilde bulunmasi gereken her sey ya da benim bekledigim her sey mevcuttu. Ilginc diyebilecegim ve bana gore oldukca kiymetli insanlarla, hayvanlarla tanistim. Cici mesela, o bir yavru kopek. Adi gibi pek cici. Oyle masum, oyle sevimli ki, keneli olmasina ragmen sevmeden mincirmadan edemedik. Bu cici biraz da saf. Yemek verecegimiz sirada diger kopekler yemegini onunden aldigi icin elimizle beslemek zorunda kaldik. Bir de arap sukru var. O biraz deli. Tavsani yemeye kalktigi icin baglamislar hayvani uzun sure, psikolojisi bozulmus, bildiginiz delirmis garip hayvan. Tamayini, Erkan abi'nin esi. Kendisi Ingiliz, mistik, degisik bir kadin. Nehir ve Ruya, ciftligin minik hanimlari. Ikisi de cok seker. Yanaklari al al, saglikli beslendikleri belli. Asli, rastali kizimiz. Okulu bitirdikten sonra yolu ciftlige dusmus ve cok sevmis ara ara geliyormus. Ozellikle Hindistan maceralarini dinlemeyi cok sevdim. 'Orada insan ya delirir ya erer, ortasi yok' gibi bir sey soylemisti, cok hosuma gitti. Tamito, taa Japonya'dan kalkip gelmis. Cok ilginc bir adam. Kac yasindasin dedigimizde 3 sene once 28 cevabini vererek bana oss yillarindaki abuk subuk yas problemlerini hatirlatmisti. Elinden icki sigara dusmeyen bu dertli arkadasa neden bu kadar ictigini sordugumuzda da 'Im drinking raki cause im respecting Ataturk' diyerek bizi yarmisti. Ancak asil komik olan espri yaparken dahi ayni ciddi ifadesini korumasi. Ve son gonullumuz Jose, Ispanya'dan gelmis kendisi. Agir ispanyol aksanini anlamak epey zorlasa da oldugu kadar anlastik, politika bile konustugumuz dusunulurse epey anlasmisiz :)
Yazmaktan yoruldum:) Ilgilenenler olursa diye site isimleri vericem. Zira dunyada pek populer bu organik ciftliklerde gonullu olarak kalma olayi. Bu siteye bir goz atin derim.
http://www.wwoof.org/
Ulkemizde de son zamanlarda epey artti. Bugday dernegi ve Tatuta bu isle ilgileniyor. Merak edenler icin web adresi;
http://www.bugday.org/tatuta/
Ayrica surdurulebilir yasamla ilgili epey guzel blog mevcut. Benim bildigim http://surdurulebiliryasam.wordpress.com/ oldukca aktif ve pratik onerileri olan bir site. Daha sonra da bu konuyla ilgili bir seyler yazmayi dusunuyorum ama yoruldum, bir giris olsun diyeyim oyle olsun o zaman. Fotograf yuklemeyi becerebilirsem de koymaya calisicam bir kac fotograf. Aklimin defterindeki diger konulari da en yakin zamanda yazmam dilegiyle.
Ve bitti.
18 Nisan 2010 Pazar
yirtilmis gazete kagitlari
Her neyse ne diyordum gazete parcasi diyordum. Allah allah ne ki bu dedim aldim elime. Bir siir. Oradan buradan begendigim seyleri koparir sozde saklamaya karar veririm. Pek duzenli biri olmadigimdan ya cope gider ya da bir sekilde unuturum kaybolur. Bu sefer oyle olmasin istedim. Yazayim da dijital ortamda da olsa bulunsun dedim. Belki baska insanlar da okur begenir ben de mutlu olurum diye gecirdim bir de icimden:) Kucuk seylerden mutlu olmak ne buyuk bir sey. Yasamayi su an tekrardan sevdim, karnima kelebekler dolustu tekrardan.
Ve siir. Biraz karamsar ama olsun. Gecende bir yerlerde okumustum 'Mutlu insanin hikayesi yoktur.' gibi bir sey soylemisti birisi, Simone de Beavouir'di sanirim- dogru yazdim mi ki, bilemedim,bakmaya da usendim.- Dogru soylemis bence, mutlulukta karsitlik yok, mutlu insan 'Neden mutluyum?' diye sorgulamaz, halinden memnundur ne diye sorgulasin rahatini bozsun zaten. Oysa keder, uzuntu, aci irdelenesi olgular. Bu sorgulayis da sanata yonlendiriyor gibi insanlari. Bugun Unamuno'nun 'Sis' adli kitabini bitirdim, her seyi sorguluyorum, kuskuyla bakiyorum. Cok guzel bir kitap, oneririm. O zaman Augusto Perez'e (kitabin bas kisisi) ve onun gibi anlaticisini asmis cogumuzdan daha kanli canli roman kahramanlarina gelsin bu siir.
Su Curudu
Yetmis iki gundur bir dolapta kilitliyim.
Yalnizca
anahtar deliginden hava giriyor ve olu bir isik
siziyor iceri.
Yalnizlik hic de tanrisal degil,
gorkemli degil.
O yalnizca gecmisle gelecek,
olumle yasam arasinda kocaman bir karanlik
nokta.
Gecmisi ve gelecegi olmayan,olumle
yasam arasinda irinli bir leke yalnizlik denilen.
Simdi ne varsa,anahtar deliginden sizan
Havayla isikta...(Farkina varsalar kapatirlar miydi onu da?)
Butun bellegimdekileri yokettim.
Elektrikli bir aygitla yaktim,jiletle kazidim.
Cigliklarin araligindan ucurdum hepsini,kul
edip savurdum.
Adimdan gayrisini bilmiyorum.
Ahmet Telli
7 Nisan 2010 Çarşamba
Dindandon catlasin dusmanlar, benim de artik bir blogum var !!!
"İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum."
Iste boyle sevgili blogseverler.. Batarken gunes ardinda tepelerin, geldi veda zamani yollari catallanan guncenin..






















